www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws       www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws

SADDAM ZULUMDE BIZ ILIMDE ISRAR ETTIK - KERKUK'un sesi - Blogcu

KERKUK'un sesi

• 15/10/2006 - SADDAM ZULUMDE BIZ ILIMDE ISRAR ETTIK

Keşke seçimler Kurban
Bayramı'nda yapılsaydı

Prof. Suphi Saatçi: 2003 yılının Kurban Bayramı'nda Kerkük'deydim. Sokaklarda ne bir Kürt ne de bir Arap vardı. Hepsi bayram için memleketlerine gitmişti. Keşke seçimler de bayramda yapılsaydı da Kerkük'ün gerçek nüfusu ortaya çıksaydı...

Prof. Suphi Saatçi 1946 yılında Kerkük'te doğdu. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimarlık Bölümü'nü bitirdi. Çeşitli kurum ve kuruluşlarda tarihî çevre koruma uzmanı olarak danışmanlık yaptı. "Kerkük Kenti ve Ev Mimarisi" konulu doktora tezini, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Restorasyon Ana Bilim Dalı'nda tamamladı. Uzun yıllar Mimar Sinan Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalışan Prof. Saatçi, aynı üniversitesiye bağlı Meslek Yüksekokulu Müdürlüğü görevini sürdürüyor.

Kerkük mimarisi ve Kerkük edebiyatı, folkoru ve kültürü üzerine çalışmalarıyla bilinen Prof. Saatçi de 1967'den 2003 yılına kadar memleketi Kerkük'e gidemedi. Kerkük'lülerin önemli isimlerinden olan Saatçi evli ve bir çocuk babası. Kerkük'lü olup da bir yakınını kurban vermemiş aile neredeyse yok denecek kadar az. Prof. Mahir Nakip'in eşi Müzeyyen Nakip'in babası Selahattin Terzi 1963'te dükkanında kalfasıyla birlikte, Prof. Suphi Saatçi'nin kuzeni Mehmet Fatih Saatçi ise 1959 katliamında Kerkük'te öldürüldü.

Saddam zulümde biz ilimde ısrar ettik

1946 yılında Kerkük'ün Çay mahallesinde dünyaya gelen Prof. Suphi Saatçi çocukluk yıllarının Kerkük'ünü şöyle anlatıyor:

"Çocukluğumuz yazın güneşin kavurucu sıcağından korunmak için yapılan ve bizde 'tak' Şanlıurfa ile Gaziantep'de 'kubaltı' ile düzenlenmiş evlerin sokaklarında misket, çelik-çomak, oynayarak geçti. Başkaları için 'petrol cenneti' bizim için ise çocukluğumuzun cennetiydi Kerkük. Çocukluk ve gençlik yıllarımızda Kerkük'ün ahalisinin büyük çoğunluğu Türk'tü. Ne Arap ne de Kürt'e rastlamazdınız. Hatta Arap öğretmenler eğitim verebilmek için Türkçe öğrenmek zorunda idiler. Ben de pek çok Kerküklü gibi yüksek tahsilimi Türkiye'de yaptım. 1967'de mimarlık okumak için Türkiye'ye geldim. O yıllarda Türkmenlere yapılmakta olan baskı artmaya başlamıştı. Ağabeyimin tavsiyesi üzerine burada kalarak doktoramı yapmaya karar verdim. Zaman içersinde baskı azalır ben de Kerkük'e geri döner orada insanlarıma ve vatanıma faydalı olurum diye düşünüyordum. Ancak, yıllar geçtikçe Saddam zulümde biz ilimde ısrar ettik. Baskı ve zulümün biteceği yoktu. Doktorluk, doçentlik, profesörlük derken yıllar geçti. Baba ocağım olan Kerkük'ten 36 sene uzak kaldım, ama yüreğim hep oradaydı."

Suçumuz ne idi? Türkmen olmak

Kerkük'ten ayrıldığı 1967 yılından sonra, ilk kez 2003 yılının Mayıs ayında 13 arkadaşı ile birlikte karayolu ile Kerkük'e giderek onbeş gün kadar kalan Prof. Saatçi, ilk günün heyacanı şu sözlerle anlatıyor:

"Düşünün yaklaşık çeyrek yüzyıl kendi vatanımdan ayrı kalmıştım. Suçumuz ne idi? Türkmen - Türk olmak. Birlikte gittiğimiz arkadaşlarımızdan Erşat Hürmüzlü 23 yıldır, Prof. Dr. Mahir Nakip 28 yıldır ata vatanına gidememişti. Türkiye sınırından geçtik, saatler geçmek bilmiyordu. Çocukluğumuz, doğduğumuz, büyüdüğümüz sokaklar, evler, arkadaşlarımız, ana ve babamız gözümüzün önüne geliyordu. Saatler bitmek bilmiyordu. Şoförümüz, Türkiyeli bir Kürt kardeşimizdi. Bizim ruh halimizi takip eden bu arkadaşımız, Kerkük'e yaklaştığımız anlarda teyibe bir de Abdurrahman Kızılay ve Mehmet Özbek'in 'Mum kimin yanan Kerkük' kasetini koyması ve petrol kuyularından yükselen alevlerin görünmesi ile bastırdığımız duygularımıza hakim olamamaya başladık. Gözyaşlarını birbirinden saklamaya çalışan arkadaşlarımızın artık daha fazla dayanacak güçleri kalmamışdı ve arabada tamamen duygu seli yaşanıyordu. Kolay mı bu kadar yıl ayrı kalmak... Rüyada mıyız, hayalde miyiz, yaşadıklarımız gerçek mi diye birbirimize bakıyorduk. Bir an önce evlerimize gitmek istiyorduk.

13 kişiden oluşan kafileyi şoförümüz tek tek bırakacak diye programlamıştık. Evimizin önüne geldiğimiz zaman adeta şok olduk. Saydık toplam 78 tane yeğen ve kuzenimiz vardı. Hiç birini tanımıyordum. Onlar da amca ya da dayılarını hiç görmemişlerdi. Biz onları onlar da bizi gıyabi olarak tanıyor ve seviyorlardı. Çünkü gittiğimiz her evin önünde düğün ve hüzün bir an yaşanıyordu. Çünkü vuslat ile hasret birlikte yaşanıyordu. Kimimizin annesi, babası, ablası ya da kardeşi karşılayanlar arasında yoktu. Yıllar önce vefat etmişlerdi. Ne annemin, ne babamın nede ablalarımın cenazelerine gelememiştim."

Kerkük'e bayramda gitmek lazım

Kerkük'e ikinci kez 2003 yılının Kurban bayramında gittiğini söyleyen Prof. Suphi Saatçi konuşmasını şöyle sürdürdü: "Eğer Kerkük'te Türk, Arap ve Kürtlerin gerçek nüfusunu görmek istiyorsanız, oraya Kurban Bayramı'nda gitmeniz gerekir. Kerkük'te Kurban Bayram'ı boyunca ne bir Kürt ne de bir Arap'a rastlayamadım. Sebebini sordum. 'Biz Kerkük'te bayramımızı kutluyoruz, onlar da kendi memleketlerine bayramlarını kutlamaya gittiler' cevabını aldım. Bu manzara karşısında Arapların ve Kürtlerin cenazelerini gömdükleri mezarlıkları merak ettim ve sordum. Cevap ilginçti, çünkü Arap ve Kürtlere ait elli-atmış yıl öncesine ait bir tek mezarlık yoktu. Diğer yandan Kerkük'te Türklere ait asırlık mezar taşlarını görebilmek mümkün. Bu örnekler Kerkük'ün gerçek kimliğini göstermeye yeter sanırım. Bu gün seçim öncesi ve sonrası oynanan oyunları görünce, keşke seçimler Kurban Bayramı'nda yapılsa idi de, Kerkük'ün gerçek nüfus sayımı bu şekilde daha sağlıklı ortaya çıksaydı diye düşündüm."

Türkmenler Irak'ın bölünmesini istemiyor

"Kürtler, Türkler ve Araplar yaklaşık bin yıldır birlikte yaşadık. Biz Türkmenler olarak Irak'ın bölünmesini ve parçalanmasını istemiyoruz" diyen Prof. Saatçi " Etnik farklılıkların ve mezhep ayrılıklarının öne çıkartılmasını istemiyoruz. Dış güçlerin oyunlarına gelmek Türkiye'ye de diğer bölge ülkelerine de zarar verecektir. Talabani ve Barzani'ye kırmızı pasaport veren Türk hükümetleri ne yazık ki Irak Türkmenlerini sahiplenemedi. Gelinen nokta zaten bunun göstergesidir. Ancak sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı sayın Abdullah Gül ve sayın Genel Kurmay yetkililerinin açıklamaları geç de olsa bizi memnun etti. Ayrıca bir yanlışa daha düşmememiz gerekir. Irak ve yakın coğrafyada yaşayan Kürtlerin hepsi Barzani ve Talabani'den ibaret değil. Onlar gibi düşünmeyen, hatta onlara karşı çıkan, onları ABD ve İsrail ajanı olarak suçlayan Kürt grupları da vardır. Ama yakın bir zamanda ABD Barzani ve Talabani'den desteğini çekmeye başladığı anda, o iki grubun başı ve yandaşlarını bir felaket bekliyor" diyor.

Kerkük Kalesi'ni dozerlerle yıktılar

Kerkük'ün, 30-35 yıllık Saddam döneminde atıl bırakıldığına ve yıllardır hiçbir yatırım yapılmadığına dikkat çeken Prof. Saatçi, restore edilmek kılıfıyla Kerkük Kalesi'nin dozerlerle yerle bir edildiğini, 700'e yakın tarihi evin de yıkıldığını hatırlattı. Türkmen bölgelerinin ana yol bahanesi ile bölünüp parçalandığını ifade eden Prof. Saatçi, "Bir taraftan da Kerkük halkının ekonomik kaynakları bitirildi. Ancak bütün baskılara rağmen Kerkük'teki Türklerin milli kimliklerini koruduklarını görmek beni mutlu ediyor" diyor.

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!

• 2007-08-18 11:54:59 - KÛR'AN DIŞI OLUŞUMLARIN NETİCELERİ

Yazan: Fereç Hüdür
İSLAM BİRLİĞİNİN OLUŞMASINDA OLMAZSA OLMAZ ŞART KUR'AN İSLAMINDA BİRLEŞMEKTİR, NEDEN Mİ?
KÛR'AN DIŞI OLUŞUMLARIN NETİCELERİ
İslam Dininde Tebliği ve İrşad Görevi: Bilindiği gibi, İslâm dinine göre peygamberlerin ana görevi, Allah'tan almış oldukları dini vahiy bilgilerini insanlara tebliğ etmektir, Kûr'an öğretisine göre peygamberimiz Allah'ın resulü ve son nebisidir, kıyamete kadar kendisinden sonra nebi gelmeyeceğine göre, tebliğ görevini kim veya kimler neye göre yüklenip yürütecektir. Bu sorunun cevabı, İslâm dinine göre, insanların hem dünyada hem de ahirette tek kurtuluş umudu olan Kûran'ın tebliğinde temel esastır. Peygamberimizin vefatından sonra kıyamete kadar, hiçbir insanının diğer insanlardan ayrıcalıklı dini payesi olamaz, aksini iddia etmek direkt veya dolaylı olarak peygamberlik iddia etmekten başka bir şey değildir. Böyle bir şey iddia etmek ise bu husustaki Kûran ögretisini reddetmek suretiyle küfre düşmenin ta kendisidir.
Kûran öğretisi hiç bir şahsın veya zümrenin tekelinde olamaz, Kûran ögretisine karşı kendilerini anahtar yapanlar veya tekellerine almak isteyen kimseler insanların serbestçe Kûran bilgisine ulaşmasını engellemek isteyen kimselerdirler. Kûran hür bir kitaptır, kendisine her ne şekilde olursa olsun anahtar iddia etmek onun hürriyetini bağlamaktır, böyle bir iddiayı ise ancak, Allah ve Kûran düşmanları yaparlar. Peygamberimizden Kûran bilgisine ulaşmada bütün insanlar bir birlerinden ayrıcalıklı olmaksızın eşit imkana sahiptirler, onun bilgisinden yoksun olanlar onu reddedip ona karşı cephe almış olanlardır, aksi takdirde her insanın diğer insanlara eşit olarak Kûran bilgisine erişme imkanı vardır, kim bu imkanı daha iyi kullanırsa daha fazla Kûran bilgisi elde eder. Bu bilgiye ulaşan ve iman eden her kim olursa olsun kendi başına dini paye iddia etmeden sade bir Müslüman veya Mümin olarak, insanlara tebliğ ve irşat etme imkanına sahip olduğu gibi bu aynı zamanda onun görevidir.

Zamanımızda, dünyada kendisine Müslüman diyen ve kendilerine ait elli kadar devletleri bulunan bir milyardan fazla insan bulunmaktadır. İsmen kendilerini Müslüman olarak tarif etmelerine ve dini kitaplarının Kûran olduğunu söylemelerine rağmen, aralarında inanç yönünden büyük farklılıklar ve derin ayrılıklar mevcuttur. Bu ayrılıkları nedeniyle çesitli mezheplere ve fırkalara bölünmüşlerdir. Bölünmüş olan bu gruplardan her birisi kendi mezhebine dayalı olarak bağlısı olmadığı diğer fırka veya mezhep bağlılarını dini açıdan yalanlayıp, hatta tekfir etmektedir. Bu durum günümüzde de öyle olduğu gibi, asırlardan beri süregelen bir olaydır. Olay bununla da bitmemektedir, aynı fırka veya mezhebi benimsediğini söyleyen herhangi iki şahıs bir araya geldiğinde, inanç yönünden bir birlerinden farklılıklar gösterip, tartışma içerisine girerek birbirlerini tekfir edebilmektedirler. Ve dini tartışma içerisine girip ayrılığa düşen şahısların halktan kimseler olması veya fırka ve mezheplerin dini temsilcileri olması durumu değiştirmemektedir. Ve hatta bunlardan herhangi tek bir şahıs dahi kendi nefsinde çeliskili olup, dinle ilgili olarak sabah söylediğine akşam, akşam söylediğine sabahleyin aykırı sözler söyleyip kendi kendisiyle çelişkiye düşebilmektedir.
Bu gibi hususlar normal olmayan ilginç durumlar olduğu gibi, muhakkak bir nedeni olmalıydı .İşte bu nedene baktığımızda bu nedenin, Kûran öğretisini engellemek için insanlar tarafından üretilmis çesitli anahtar iddialarıyla karşılaşırız, bu anahtar, peygamber adına üretilmis yalan rivayetler olabildiği gibi, kendilerine diğer insanlardan farklı olarak dini payeler biçen ve dolaylı olarak peygamberlik iddia eden, şahıs veya şahısların sözleri olduğunu görürüz. Bütün bu olgular neticesinde, İslam dinini, Kûran'a uygun şekilde, öğrenip öğretmek bir tarafa büyük bir dini kargaşanın doğmasına neden oldular, yaptıkları ise çok basitti, Allah'ın korumasıyla Kûran'ın içeriğini değiştirme imkanına sahip olamayan, Kûran karşitları, ürettikleri vasıtalarla Kûran'ın etrafına duvar örüp kuşattılar ve ürettikleri bu duvarı Kûran'dan üstün tutarak kişisel dünyevi menfaat sağlamaya giriştiler, böylece dünyaları için âhiretlerini satmış oldular. Kûran'ın İslam dini öğretisine rıza göstermeyen bu kimselerin, Kûran karşıtı alternatiflerini ve ürettikleri neticeleri kısaca şu şekilde sıralıya biliriz:

Bu durumlar neticesinde ortaya şöylece bir olay çıktı :

1- Seçilmiş Devlet Başkanı yerine babadan oğula devreden Kraliyet.
2- Kûr’an yerine, rivayetler, keyfi şahıs sözleri, felsefi görüşler ve tağuti uygulamalar.
3- İslâm birliği yerine, mezhepler ve fırkalar.
4- Mescit yerine, tekke ve zaviyeler.
5- Açık Kûr’an öğretisi yerine, batini öğreti.
6- İslâm ümmetçiligi yerine ırkçılık.
7- Takva ile üstünlük yerine, soy sop üstünlüğü.
8- Namaz yerine, sema, raks ve çalgi aletleri.
9- Kabe yerine, türbelerin tavaf edilmesi.
10- Allah'a iman ve Allah’ın birliği yerine, Kutup, Gavs, kırklar, Yediler, Evtâd v.s. Telakki edilen kimseler.
11- Zekat ve Sadakalar yerine, Sofistlere vakıf tahsisi ve mali destek.
12- Helal ticari kazanç yerine, faizcilik ve karaborsacılık.
13- Aktif, adaletli ve çalışkan toplum yerine, hak gözetmeyen pasif ve tembel toplum.
14- Yaratılış ve yaratıklar üzerine açık ve müspet düşünen toplum yerine, düşünceden kaçan, akletmeyen, boş hayaller kuran fertler toplumu.
15- Meşru müdafaa üzerine kurulu, af ve barışa teşvik eden İslâm cihadı yerine, haksız saldırılar ve çapulculuk.
16- Allah’ın korumasını isteme yerine nazarlıklar, muskalar, kullar v.s. den medet ve koruma ummak.
17- Allah’a istiâne yerine, kullara istiâne.
18- Peygamber yerine, Rivayet imamları, Mehdi iddiaları, şu kadar surede şu şahıs geldi veya İsa Peygamber gelecek v.s. gibisinden, insanların kurtuluş için Kûran'a umut besleme morallerini kırma amaçlı iddialar.
19- Allah’ın tevhidi; birliği yerine, kulların ilâhlık iddiaları.
20- Aklı önemseme ve kullanma yerine, aklı küçümseme ve ret etme.
21- Gayba iman yerine, gayb konusunda keyfi iddialar ve falcılık.
22- Açık ve adil İlâhi adalet yerine, zorbaların ve diktatör yöneticilerin tağuti ve keyfi kararları.

Bu gibi kimselerden uzak durulması gerektiği hususunda Kûran'dan mealen:

- Dinlerini parça parça edip, grup grup olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır, sonra (Allah) onlara yaptıklarını haber verecektir. 6/159

- Yalnız O'na yönelin ve O'ndan korkun; namazı kılın ve (Allah'a) ortak koşanlardan olmayın 30/31

- (O ortak koşanlardan olmayın ki onlar), dinlerini parçaladılar ve bölük bölük oldular. Her hizip (parti) kendi yanındakiyle sevin(ip övün)mektedir. 30/32

- Kâfirlere boyun eğme ve bununla (bu Kûran ile) onlara karşı büyük cihad et 25/52

DURUM BÖYLE OLUNCA İSLÂM DİNİNDE TEBLİĞ VE İRŞAT GÖREVİ KİMLER TARAFINDAN VE NASIL YAPILA BİLİR :

İslam dininde Tek Kaynak ve Tek Rehber Kûran'dır, dolayısıyla Kûran'a inanan ve İslam dini adına öğretide bulunanların yaptıkları her öğreti için dayanak olarak Kûran'dan ayet göstermeleri, ögrenenlerinde kendilerine yapılan öğreti ile ilgili olarak ayet delili istemeleri şarttır. Bu sağlanırsa gerek fert bazında gerekse, birden fazla kişi bazında tebliğ ve irşat yapılabilir.

Kişi bazında tebliğ ve irşat yapılabileceğiyle ilgili olarak Kûran'dan mealen:

- (İnsanları) Allah'a çağiran, iyi iş yapan ve "Ben Müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kim olabilir? 41/33

- (Lokman oğluna ögüt verip der ki) "Yavrum namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçir ve başına gelene sabret. Çünkü bunlar (Allah'ın yapmanı emrettiği) kesin işlerdendir." 31/17

Ümmet bazında da tebliğ ve irşat yapılabileceğiyle ilgili olarak, Kûran'dan mealen :

- Yarattıklarımızdan (öyle) bir ümmet var ki Hakk'a iletirler ve hak ile adâlet yaparlar. 7/181

- İçinizden hayra hayra çagiran, iyiliği buyurup kötülükten meneden bir ümmet olsun; işte onlar kurtuluşa erenlerdir. 3/104

Devlet bazında tebliğ ve irşat yapılabileceğiyle ilgili olarak Kûran'dan mealen:

- Onlar (o kimselerdir) ki kendilerine yer yüzünde iktidar verdiğimiz takdirde namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeğe çalisirlar. Bütün işlerin sonu Allah'a âittir. 22/41

Tebliğ ve irşat yapan kimselerin kendi nefislerini de unutmamaları gerektiği hususunda Kûran'dan mealen :

- Siz Kitâbı okuduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz? 2/44

Bu konuda Kûran'dan daha birçok örnek vermek mümkündür, fakat verdiğim örneklerden de, İslam dininde tebliğ ve irşat konusunda araçtan çok amacın esas olduğu, amacın gerçekleşmesi için meşru her imkanın kullanılabileceğini görmek mümkündür.

Tebliğ ve irşat görevinde Kaynak ve Rehber Kûran'dır

- Gerçekten bu Kûran en doğru yola iletir ve iyi işler yapan müminlere, kendileri için büyük bir ecir olduğunu müjdeler. 17/9

- Dedi ki: Bana vahy olundu: Şüphe yok ki, cinlerden bir topluluk dinlemiş te demişler ki; Muhakkak biz, bir acîb (hârikûlâde) -eşsiz- bir Kur'an işittik. 72/1

- Doğru yola rehberlik ediyor, artık biz ona îman ettik ve Rabbimize hiç bir kimseyi ortak tutmayacağız. 72/2

Fereç HÜDÜR
www.kuran-tekrehber.com
www.kuran-tekkaynak.com
hudurferec@hotmail.com
Bağlantı

Hakkımda

irak ta yaşayan turkmen halkinin tanitimi yaşamlari ile ilgili bilgiler ile turkmenlerden haberler
web site traffic statistics
frontpage hit counter

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta
Blog RSS
Arkadaşlarım
NEY DINLEMEK ICIN TIKLA
BEYAZ RENKLER
CANLI TV
ERBIL VAKFI
OZBEKISTAN
KERKUK DESTANI
KERKUK FENERI
TURKMEN SESI
KERKUKNAME
YANARKENT
KERKUK VAKFI
TURKMEN TIMES
IRAQI TURKMEN
IRAQIYOON
TURKMENYOLU
TURKMEN SEDASI
TANIS TURKMEN

Kategoriler

Arkadaşlar

ismailkorpe
ahmetdursun374
h2so4
katre nil
hatto
blogekle
birdemetyasemen
muallimden
arstekin
pardus007
mehparen
gazikemal
anadoluhaber
namikkemalakay
secimim
paratoner
cumhuriyethalkpartisi
ahmetyazar
fuadyusufoglu
islamneguzel
hasretim82
karayagiz
ustaplan
birhayvansever
pelincee
hizmetnimettir
sevdayurdu
tmucuk
nihatgenc
lazkopatmehmet
acilarinkizi
diasisrun
Image Hosted by ImageShack.us
Free Image Hosting at www.ImageShack.us
Free Image Hosting at www.ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us

Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
Son Sayfa | Sonraki Sayfa