
Türkmeneli Kerkük'ten bir görünüm
Türkiye'nin eski "Musul Vilayeti"ne, yani Kuzey Irak'a bakışında çok önemli bir pay taşıyan bölge gerçeklerinin başında, kuşkusuz buradaki Türkmen soydaşlarımız gelmektedir. Sayıları 2 milyonu aşan, buna karşı geçmişteki Irak rejimleri tarafından çoğu zaman yok sayılan ve asimile edilmek istenen, uluslararası topluluk tarafından da garip bir şekilde gözardı edilen Türkmenlerin güvenliği, huzuru ve refahı, Türkiye açısından hem ahlaki hem de politik bir sorumluluktur.
Türkiye'nin bu konuda izlemesi gereken stratejiyi ve politikaları incelemeden önce, genel olarak Türkmenleri tanımak gerekir.
Bin yılı aşkın bir süredir Irak'ta yaşayan Türkmenler köklü bir geçmişe sahiptir. Osmanlılar döneminde yönetimde oldukça etkili olan Türkmenler, Irak halkının eğitimli ve aydın bir bölümünü oluşturmaktadır.
Türkmenlerin dağlık ve ova bölgeleri arasındaki coğrafi konumları, yaşadıkları bölgelerin çoğunlukla Kürt bölgeleri ile içiçe olması, bir yandan petrol zengini olan Kerkük'teki nüfus ağırlıkları ve diğer yandan da Kerkük'ün ulaşım açısından stratejik bir konuma sahip olması, Türkmenlerin siyasi istikrarı sağlamak için politik denklemlerde dengeleyici bir unsur olmalarını sağlayabilir.
Türkmenler Orta Asya'dan gelen bir Türk kavmidir. Türkmen adını MS 11. yüzyıldan bu yana kullanmışlardır. Önce Farsça olan "Türkmanend" kelimesi zaman içinde "Türkmen"e dönüşmüştür. Bu şekliyle de Fars tarihçisi olan Kalgırdizi'nin kitabında yer almıştır. Ayrıca Abu El-Fazıl El-Behkıy, "Oğuz" anlamına gelen Türk ifadesini tüm yazılarında kullanmıştır.
Tarihçi Ebu Sait, Türkmenler'in, Selçukoğulları Dönemi'nde Anadolu'yu fetheden Türklerin büyük bir nesli olduğunu yazar. Ona göre, Mezopotamya ve Horasan'da yerleşip İslam diniyle şereflenen, daha sonra Anadolu, Irak ve Ortadoğu devletlerine akımlar yapan Türkmenler, Oğuz Türkmenlerindendir. Türk boylarının en büyüğü olan Oğuzlar, tarihte en büyük imparatorluk sayılan Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğunu kurmuşlardır.
Türkmen adı hakkında birbirinden ayrı birçok görüş ortaya atılmıştır. Tarihçi Ebu Fida'ya göre bu ad, Türkmenlerin İslam'ı kabul etmesinden sonra doğmuştur. Türkmenlerin bu adı almasının nedeni, Horasan ve Mezopotamya Türklerinin Müslüman olduktan sonra "tercüman" diye adlandırılmalarıdır. Çünkü bu cemaat, Arap fatihleriyle Müslüman olmayan Türkler arasında tercüman olarak görev yapmıştır. Bu ünvan zamanla değiştirilerek Türkmen olmuştur. Bir diğer görüş ise "Türkmen" kelimesinin, "Türk" ve "iman" kelimelerinin birleşmesiyle doğan ve "İmanlı Türk" anlamına gelen bir ifadenin kısaltılmış hali olduğudur.
Tarihçi Derbülü, "Oğuzhan'a mensup olan bazı oymaklar Horasan'ın batısına göç ederek orada yerleşti ve babaları döneminden kalan sert şiveyi kullandıklarından dolayı Horasan halkı tarafından Türk'e benzer adını aldılar" demektedir. Rus Partold da bu konuda, "Türkmen adı aslı meçhul olan bir kelimedir. İlk defa MS 10. yüzyıla ait olan kitaplarda kullanılmaya başlanmıştır" demektedir. Tarihçi Dr. Faruk Somer'e ait bir görüş de, MS 10. yüzyılda İslam devletleri ile ticari ilişkiler sonucu Müslüman olan Oğuz oymaklarının çoğuna Türkmen adı verildiğidir. Bu ad geliştirilerek iki çağdan sonra Oğuz adı yerine kullanılmıştır. Türk tarihçisi Yılmaz Öztuna'ya göre ise, Müslümanlar "Türkmen" adını Müslüman Oğuz Türklerine vermişlerdir. Ayrıca bu kelime MS 11. yüzyılda Oğuz adının eş anlamı olarak göçebe Oğuz kabilelerine de verilmiştir.
Kısacası Türkmen kelimesinin Türklerin İslamiyeti kabul etmelerinden sonra Oğuz boylarına verilen bir isim olduğu konusunda pek çok tarihçi hemfikirdir. Bu kelimenin Müslüman Türkleri ifade etmek için kullanılması, Kuzey Iraklı Türkler ile Anadolulu Türkler arasında hiçbir fark olmadığını gösteren önemli bir gerçektir.
Irak'ta Türkmenlerin Tarihi Kökeni
Türkmenler Irak'a büyük topluluklar halinde hicret etmişlerdir. Bu hicret Horasan'a vali olarak gelen "Übeydullah Bin Ziyat" döneminde -yani hicri 54 yılında- gerçekleşmiştir. Übeydullah Türkmenlerden 2000 okçu ve savaşçı seçip Irak'a göndererek Basra'da yerleşmelerini sağlamıştır. Bu savaşçıları da Übeydullah, Basra'daki Irak limanına yapılan dış saldırılar ve Yemen'de isyan eden oymakları bastırmak amaçları ile kullanmıştır. Ayrıca bu Türkmenler, Araplarla karışıp Kuran-ı Kerim'in dili olan Arapça'yı öğrenmiş ve Allah'ın rızası için İslam düşmanları ile savaşmaya başlamışlardır. Yazılı belgeler, Übeydullah Bin Ziyat'ın, Türkmenleri askeri yerlere girip Basra'daki Irak limanını kurmak ve iç isyanını bastırmak gibi işlerinde kullanan ilk Arap önder olarak belirtirler.
Böylece Irak'a Türkmen hicreti askeri nedenlerden dolayı devam etmiştir. Daha sonra Irak'ta yerleşip ticaret, sanayi, ziraat ve siyaset gibi değişik işlerde çalışmışlardır. İşlerinde emanet ehli ve dürüst olan Türkmenler, Emevi Devleti'nin ilgisini çekip büyük bir kısmı orduda önemli görevlere gelmiştir. Bu sayede de Türkmenler, Emevi Dönemi'nden bu yana Irak ve Arap tarihinde önemli bir rol almıştır. Abbasi Dönemi'nde de bu etkinlikleri sürmüştür. Böylece Türkmenler birbirini takip eden dalgalar şeklinde Irak'a girip Abbasilerin çatısı altında Araplarla kaynaşmışlardır. Hicri 145 yılında Halife Ebu Cafer El-Mansur, Bağdat şehrini yapıp devletine başkent olarak tanıdıktan sonra, Türkmenlere de özel konut yerleri tahsis etmiştir.
Bu gerçekler, Osmanlı fetihlerinden asırlar önce de Irak'ta önemli bir Türkmen varlığı bulunduğunu göstermektedir. Bölgenin Osmanlı idaresine girmesinden sonra ise Türkmen nüfusu ve etkinliği daha da artmıştır. Osmanlı seferi ile çok sayıda Oğuz Türkü Irak'a girmiş ve yerleşmiştir. 1638 yılında IV. Murat'ın Bağdat seferinin ardından kent, Emevi idaresinden çıkarılmış ve Osmanlı'ya sadık olan Türkmenler buraya yerleştirilmiştir. Yeni gelen Türkler ve eskiden burada olan Türklerle aynı yerde yerleşip kaynaşmışlar ve böylece Irak'ta tek bir Türkmen etnik grubu oluşmuştur.
Türkmenlerin bölgedeki Araplar ve Kürtlerle olan ilişkileri de hemen her zaman dostane ve barışçıl olmuştur. Hepsi de ortak bir Müslüman kimliğinde birleşen bu üç halk, Osmanlı yönetiminde geçen asırlar boyunca barış ve huzur içinde yaşamıştır. Bölgede huzursuzluklar, çatışmalar ve baskılar ise, Osmanlı yönetiminin yıkılmasının ardından başlamıştır.
NOT: BU YAZI BİLİM ARAŞTIRMA VAKFI'NIN WEB SİTESİNDEN ALINMISTIR http://www.bilimarastirmavakfi.com

|